Bir insanın, bir iş konusundaki şevki ve heyecanı genelde alacağı karşılık ile bağlantılıdır. Alacağı karşılık maddi anlamda ne kadar doyurucu ise o işte çalışma şevkide o denli fazla olur. Yine aynı şekilde bir işi yapmasının nedeni alacağı cezanın korkusu da olabilir.
Oysa bir Müslüman yaşadığı süre boyunca Allah’ın rızasını gözettiği için, yaptığı işleri de O’nun hoşnutluğunu kazanmak için yapar. Bunun karşılığında dünyevi bir beklentisi yoktur. Müslümanın yürekten yaptığı bu işin karşılığını ise Rabbi ahirette vericektir. Müslüman vicdanıyla hareket eden kişidir. Bu yüzden Allah inanan insanların her işlerini destekler, şevkli ve heyecanlı kılar.
“Allah, iman edenlerin Velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır…’’ (Bakara Suresi, 257)
Rabbimiz ayetin devamında müminleri karanlıklardan nura, yani sıkıntılardan huzura çıkaracağını bildirmiştir. Mümin Allah için yaptığı bir işten asla sıkıntı duymaz. Aksine her geçen gün yükselen şevkiyle mücadelesini arttırır. O’nun yolunda çalışmak Müslümana inanılmaz bir huzur ve mutluluk verir. Çünkü Müslüman kendisini yaratana teslim olmuş, her işinde O’na yönelmiştir.
Müslümanı her geçen gün artan şevkle mücadelesine devam ettiren şey, Allah korkusudur. Müslüman ne güzel ahlakta ne de Rabbinin rızasını kazanmak için yaptığı mücadelede sınır tanır. Çünkü mümin Allah’ın rızasını kazandığından emin değildir. Kendini bu konularda yeterli gören kişiler, kalbinin temiz olmasının yeterli olacağını düşünenler gerçekte Allah’ı hakkıyla takdir edemeyenlerdir:
“Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden.’’ (Alak Suresi,6-7)
Ancak Allah korkusu diğer dünyevi korkulara benzememektedir. Allah korkusu insana sıkıntı veren, onun hayattan kendini çekip karamsarlığa itmesine neden olan bir korku değildir. Allah korkusu, kişinin Rabbini gerçek manada tanıması sonucu, O’nun azametinden dolayı yaşanan bir korkudur. Bu korku insana sürekli ahirete karşı hazırlıklı olmasını, asla kendini hiçbir konuda yeterli görmemesini sağlar. Allah korkusu diğer korkular gibi kişinin aklını örten değil, tam tersine olaylardaki detayları görebilen bir akıl oluşturur. Allah korkusuna sahip kişi doğruyu yanlıştan ayırtedebilme bilgisine de sahip olmuştur. İnsanların çoğunluğunun doğrular apaçık ortadayken, dünyaya gönderiliş amacımız belliyken gerçekleri görememelerinin nedeni Allah korkusuna sahip olmamalarından kaynaklanmaktadır.
“Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.’’ (Enfal Suresi, 29)
Dünya hayatında, Rabbine karşı içli bir korku duyan kişi Allah’ın izniyle ahirette sonsuz mutluluk ve neşeye kavuşacaktır.
“... Artık bunların ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” (Bakara Suresi, 274)
Müslüman yine Rabbinin rızasını kazanma konusunda korku ve umut halindedir. Hem O’nun rahmetini kaybetmekten korkar hem de kendisini bağışlayacağını, cennetine nail olacağını umar. Bu iki ruh halindeki durum Müslümanı her olayda kendini tartmayı, kötülüklerden uzak durmayı, ömrünün sonuna kadar Allah’ın hükümlerini uygulamakta titizlenmesini sağlar.
“Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.’’ (Secde Suresi, 16)