Gündem

TÜKETTİĞİNİ ÜRETEMEMEK

Yaşamak için bir şeyler üretmememiz gerektiği bir olgu. Ancak hepimizin kabul ettiği tüketim toplumu olduğumuzda günümüzde bir gerçek. Okulda, iş yerimizde, sokakta, kahvehanelerde bunu hepimiz görüyoruz.

1 Ağustos 2017 Saat: 15:09
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu haber 647 kez okunmuştur

TÜKETTİĞİNİ ÜRETEMEMEK
TÜKETTİĞİNİ ÜRETEMEMEK

Yaşamak için bir şeyler üretmememiz gerektiği bir olgu. Ancak hepimizin kabul ettiği tüketim toplumu olduğumuzda günümüzde bir gerçek. Okulda, iş yerimizde, sokakta, kahvehanelerde bunu hepimiz görüyoruz.

Kapitalizmde para; mal ve hizmet için bir değişim aracıdır. Ancak şuanda para alınıp satılıyor. Kapitalizmde sermaye; tasarruf ve kardan oluşur, ancak şuanda paranın alınıp satılmasıyla oluşuyor. Eskiden fabrika kurmak için kredi alınırken şimdi tüketim için alıyoruz.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan küreselleşme dalgası ile tekelci sermayenin önü açıldı. Ama topluma yön veren aydın dediğimiz kişilerinde biz hiçbir şey üretemeyiz düşünceleri bunda etkili oldu. Kredi kartları aldı başını gidiyor, pazarlarımız ise yabancıların elinde.

“Batı için üretim fazlası vardır. Üretim fazlasını kredi vererek işletmelerini ayakta tutmaya çalışmaktadır. Ancak ülkemizde, gelir dağılımı iyici bozulduğundan, belirli bir zümre yüksek fiyattan tüketebilirken, büyük yığınlar tüketemez durumdadır. Lüks mağazaların dolup taşması, buna karşısın esnafın sinek avlaması bundandır.”1  

(1.Bülent Esinoğlu, “Geleceğin devindiricisi ve güvencesi: Üretim Ekonomisi” , Teori, sayı 305, Haziran 2015, s.4 )

Tüketim toplumu, insana yalnızca satın alıp, tüketmesini değil; nasıl bir yaşam süreceğini de söylüyor kısacası insan ilişkilerine de müdahalede bulunuyor. İnsana ve kadına değer verilmeyen, şiddete dayanan bir tüketim toplumu yaratılıyor, değerli olan yalnızca insanın sahip olduğu mevkii ve para oluyor.

Günümüzden örnek vermek gerekirse küreselleşmenin insanların Dünya’da en fazla ilgi alanında olan dallardan futbola bile girdiğini görüyoruz. Tribünde bir tutku olan, omuz omuza bağırmak olan, işçi kesiminin bir eğlencesi olan futbol artık tamamen bir zengin oyunu haline geldi. İnsanlar artık tuttuğu takımın maçlarını izleyebilmek için farklı yayıncı kuruluşlara para ödemek zorunda kalıyor. Sen iyi futbolcu izlemek istiyorsan lisanlı ürün al deniyor, para vermezsen futbolu bile izleyemezsin deniyor. Buna kısaca aslında “Endüstriyel Futbol” deniyor. İnsanların tutkusu paraya çevriliyor. Takımlara ait kredi kartları çıkartılarak, indirim yapılacağı reklamları yapılarak bir kez daha borçlandırma hızlandırılıyor, tüketime özendiriliyor. Buna itiraz edenlere ise holigan, vs terimler kullanılarak stadlardan uzaklaştırılıyor.

Tüketimi artıyor insanlar kendilerini fikirleriyle değil, sahip oldukları nesnelerle ifade ediyor. Genelleme yapmak belki yanlış ama yeni çıkan bir telefonun önceki modelide var neden alacaksın? diye sorduğumuzda karşımızdaki özellikleri sayar ama telefonu alınca bu özellikleri kullanmadığını, toplasan ayda bir, yılda bir kullandığını görürüz. İnsanları bu duruma düşüren “en iyisi bende”, kısaca gösterişten başka bir şey değil. İnsanlar sosyal varlığını koruyabilmek için, egosunu tatmin edebilmek için “en iyisi benim” düşüncesinde olabiliyor.

Üretemeyen Devletler

Üreten insan aynı zamanda tüketir. Toplumlar da böyledir. Devletlerde, içinde bulunduğu insanlar tüketirken aynı zamanda üretmek zorundadır. Üretmeyen devletler belli bir süre sonunda varlıklarını sürdüremezler veya büyük alt üst oluşlarla yeni bir ekonomi programı önlerine koymak zorundadırlar. 15. ve 16. Yüzyıllarda başlayan coğrafi keşifler dünyada yeni bir düzenin habercisi oluyordu. tüccar sınıfı zenginleşti ve talan yoluyla ele geçirdiği zenginlikler hem tüccarların kasasını dolduracaktı hem de feodal devletin kasasını dolduracaktı.

Üretemeyen ve yıkılışı bu yüzden hızlanan Osmanlı’dan örnek vermek gerekirse:

  1. Batıda ise inanılmaz derecede zenginleşen tüccar sınıfının yanında, büyük atölyeler kapitalizmin oluşması Avrupa’da büyük bir sermaye yığınının oluşmasına yol açtı. Burjuva sınıfının gelişmesi ve sınıfsal olarak feodal sınıf ile karşı karşıya gelmesi Avrupa’da kapitalizmin gelişmesi ve feodalizmin yıkılması için uygun şartları oluşturmaktaydı.

Doğan Avcıoğlu batının yükselişi ve doğunun çöküşünü şu şekilde tamamlıyor: ‘’Gerçekten eskiden, Bursa’dan kadife ve ipekli kumaşlar satın alan Avrupalılar bu defa ipek ipliği almakla yetiniyorlardı. Bir müddet sonra ise sadece ipek almaya başlayacaklardı hatta hesaplı buldukları yerlerde doğrudan ipek böceklerini alacaklardı.‘’

Burada da görmekteyiz ki bilim ve teknolojinin ilerlemesi ve batıda kapitalizmin oluşması için uygun şartların oluşması Osmanlı Devleti gibi ülkeleri açık pazar haline getiriyordu. Osmanlı’nın çöküşünü hızlandıran önemli sebeplerden birisi de 1838 yılında imzaladığı Balta Limanı Antlaşması’ydı. Bu antlaşmaya göre İngiltere, en ayrıcalıklı yerli tüccardan daha fazla vergi ödemeyecek, çok düşük oranlarda vergiler ödenecekti. Kısacası Osmanlı bir açık pazar haline getirilecekti. Yerli tüccar, büyük İngiliz sermayesi ile baş edemeyecek ve bir süre sonra tamamen yok olacaktı. Özellikle İstanbul’da Rum ve Ermeni tüccarlar, esnaflar zenginleşecekti.

 

 

 

 

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Körfez Manşet Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız