Gündem

Demokrasi Tanımları Ve Günümüz

Demokrasi eski Yunanca bir sözcük olup “halk yönetimi” demektir. Farklı siyasi görüşlerin de ortaya koyduğu, farklı halk tanımları bulunmakta ve bu tanımların gerektirdiği çıkarlar da demokrasinin çeşitli biçimlerde yorumlanmasına

24 Temmuz 2017 Saat: 16:48
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu haber 600 kez okunmuştur

Demokrasi Tanımları Ve Günümüz
Demokrasi Tanımları Ve Günümüz

Demokrasi eski Yunanca bir sözcük olup “halk yönetimi” demektir. Farklı siyasi görüşlerin de ortaya koyduğu, farklı halk tanımları bulunmakta ve bu tanımların gerektirdiği çıkarlar da demokrasinin çeşitli biçimlerde yorumlanmasına sebep olmaktadır.

Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren yıllardır tartışılan ve bundan sonrada tartışılacağı kesin olan, kimine göre çok iyi işleyen, kimine göre ise özgürlüklerin kısıtlı olduğu, kimine göre ise eskiden özgürlük yoktu ama şuanda var diye bakılan kısaca herkesin kendine göre evirip çevirdiği ve iktidarına göre yorumladığı bu kavrama bakalım.

Bugün için liberal, muhafazakâr, sosyalist, komünist ve hatta faşist politikacılar, demokratik manifestolarını beyan ederek demokratik ideallere bağlılıklarını göstermektedirler.1 İşte bu yüzden demokrasi, kimsenin bir şey anlamadığı, herkesin düşünce doğrultusunda tanımladığı ve bir şeyler kattığı bir kavram olarak ortaya çıkıyor. Bu yazımda farklı demokrasi tanımlarına ve günümüz siyasetinde ki yansımalarını ele almaya çalışacağım. Platon’un Devlet’inde fakir ve cahillerin eğitimli ve bilgili olanlar üzerinde hükmetmesi2 olarak görülen demokrasi, Aristoteles’e göre halk yönetiminin yozlaşmış halidir ve genel yarar gözetmeksizin uygulanan bir halk egemenliği türüdür.3 Feodal toplumun yansıması olarak 16. yy ve 18. yy arasında demokrasi kavramı yeniden belirir. Bu dönemde demokrasi kavramı cumhuriyet yönetimi ile özdeşleştirilmiş, geçmişten referans olarak Eski Yunan’dan ziyade Roma dönemi alınır olmuş, halkı koruyan kanunların da ötesinde, bireylerin aktif yurttaşlar haline gelerek kolektif bir şekilde kendi kanunlarını yapmaları ilkesi ortaya çıkmıştır.4

Demokrasi kavramının modern siyasete girişi için ise Fransız ve Amerikan devrimlerine bakabiliriz.  Amerikan Anayasası’nda yer alan bir fikir, dönemin demokrasi anlayışını özetlemektedir. Buna göre herkesin yönetime katılma hakkı vardır, ancak bu katılımın şartı her yurttaşın diğer yurttaşların haklarına saygı duymasıdır.5Yine 18. yy.’da ortaya çıkan bir diğer demokrasi anlayışı ise, Jean-Jacques Rousseau’nun (1712-1778) 1762’de ilk basımı yapılan Toplumsal Sözleşme eserinde ki anlayıştır. Türk Devrimi’nin fikir altyapısını da etkileyen Rousseau, demokrasinin insanların oluşturduğu bir halktan çok, bir tanrılar topluluğu için uygun olduğunu söyler 6. Devletin kurucu kavramı olarak egemenliği ele alır, halk egemenliği de genel irade anlamına gelir. Rousseau’ya göre devlette halkın genel çıkarı ya da isteği belirleyici olmalıdır. Dolayısıyla Rousseau’ya göre gerçek bir demokrasi ancak her bireyin birbirini tanıdığı ve toplumun genel işleyiş kurallarına saygı gösterdiği bir toplumda uygulanabilir.7Bu noktada bireyin değil toplumun avantajı esastır ve demokrasi, karar alma sürecinde görüş bildirme imkânı sunarak tüm üyelere toplumda pay verir ve böylelikle sosyal dayanışma duygusunu ortaya çıkarır. 8

Halk iradesinin, bireysel özgürlüklerin ve azınlık haklarının önüne geçebileceği endişesini taşıyan 19. yy. liberalleri demokrasiyi tehlikeli görmüştür. Platon ve Aristo’nun görüşlerini katılmışlardır. Bu endişenin altında Rousseau’nun bireyi tanımlayış biçimi ile liberallerin tanımlayış biçimi arasındaki farklılıklar yatmaktadır. Liberallere göre birey, doğası gereği kendi çıkarları yönünde hareket eder ve bireylerin çıkarlarını korumak için var olan devlet kamusal alanı düzenler. Devlet yönetimi ise halkın seçtiği temsilcilerden oluşur. Cumhuriyet teorisi ile özdeşleşen Rousseau ise seçimlere karşıdır,  yurttaşların doğrudan söz sahibi olmasının gerekliliğini vurgular. Burada yurttaş, bireysel var olan değil, toplumsal üretimin içinde bulunan kişidir. Bu teoride karar verilirken sayısal çoğunluk değil, ortak akıl yani genel irade önemlidir ve kimse bu karar alma süreci dışında kalamaz.

%51’in eline bırakılması durumu ile ilgili olarak Alexis de Tocqueville (1805- 1859çoğunluğun zorbalığı demiştir. 9  J.S. Mill’e göre eğitimsizlerin sınıfsal çıkarlara göre hareket etme eğilimi fazladır, bu sebeple siyasetçiler onları seçenlerin siyasi çıkarlarını korumak adına çalışmamalı ve kendi adlarına konuşmalıdır. Mill ayrıca okuma yazma bilmeyenlerin oy haklarının ellerinden alınmasını, eğitim düzeyi ya da sosyal konumlarına bağlı olarak bazı insanlara bir, iki, üç veya dört oy tahsis edilmesi gerektiğini savunur.10

Demokrasinin otoriter yönetimler doğuracağı endişelerine rağmen liberaller, yurttaşların kendilerini yönetmeleri için demokrasiye ihtiyaç duyduklarını kabul etmişlerdir. Liberal demokrasinin kendi içindeki tezatlıklarının bir göstergesi olarak, okuma yazma bilmeyenlerin oy hakkının ellerinden alınmasını isteyen Mill,  dönemine göre radikal bir şekilde kadınların oy hakkını savunduğunu ve demokrasinin insani kapasitelerin en üst düzeyde ve en uyumlu şekilde gelişimini sağladığını iddia etmiştir.11 Devletin vergi aldığı mülk sahiplerinin devletin yönetimini denetleme hakkı, otoriterliğin önüne geçecek denge fren mekanizmaları, fırsat eşitliği ve özgürlük kavramları bu dönemin liberal demokrasi anlayışına damgasını vurmuştur.

Marksist düşünce  için ise demokrasi, burjuva iktidarı ve proletarya iktidarı arasında bir geçiş dönemi olarak kavranıldığı ölçüde sosyalist stratejinin bir parçası olarak kabul edilmiştir.12 Buna göre, demokrasi ancak halkın doğrudan yönetime katılması ile anlamlı olacaktır ve özel mülkiyetin oluşturduğu liberal demokrasi, kapitalizmden ayrı var olamayacağı için onun yarattığı sosyal adaletsizlikleri devamlı kılmaya hizmet edecektir. Bugün için dünyada yaygın olarak modern demokrasi denildiği zaman akla gelen, liberal demokrasi, 20. yy’ın sonlarından itibaren yeniden liberaller tarafından yani kendi içinden sorgulanmaya başlamıştır. Demokrasinin sadece seçimlere katılmakla sınırlı kaldığı, kamu görevlilerinin atanmasında siyasetin payı düşünüldüğünde bir nevi kamu görevlilerini seçme hakkı tanıdığı, ancak bireyi kendi kendinin yönetiminde söz sahibi hale getirmediği tartışmaya açılmıştır.13 James S. Fishkin ve Jürgen Habermas gibi yazarlar karar alma süreçlerinde tartışma ve müzakerenin önemini vurgulamışlar, yaygın katılımın yolları üzerine kafa yormuşlardır.

Rousseau’ya göre halk egemenliğinin gerçek anlamda hayata geçtiği bir devlette halkın genel çıkarı ya da isteği belirleyici olmalıdır.

Siyasal katılım söylem olarak bugün pek çok tartışmanın odağını oluşturmakta ancak kimin, neye, ne derece, hangi kurumlar aracılığı ile katılacağı konuları belli değildir. Cem Eroğul’a göre katılımın anlamlı olması için;

• Öncelikle yönetimine katılınılacak devletin bağımsız bir devlet olması ve katılacak kişilerin can güvenliğinin sağlanabilmesi gerekmektedir. Bedensel varlıklarını sürdüremeyen kişilerden kendi kendilerini yönetmeleri beklenemez. Can güvenliğinin tehdidi kimi zaman dışarıdan, kimi zaman bizzat devletten gelebilir, bazen de şiddet eylemi ile gelmez ancak toplumda açlık gibi insanların yaşamını tehdit eden sorunlar bulunmaktadır.

• Can güvenliği kadar temel olan bir diğer koşul ise kişilerin toplumsallaşmasını sağlayacak olan eğitimdir. Eğitim azınlığın elinde olduğu sürece yönetim de öyle olacaktır ve eğitimden yararlanamayan bireyler kendi yönetimlerinde söz sahibi olma talebinde bulunmayacaklardır.

• Fırsat eşitliğini ve siyasal katılmayı sağlayacak ortamın yasal bir çerçevesinin çizilmesi gerekmektedir. Bunların içerisinde seçme ve seçilme, siyasal örgütlenme, eşit koşullarda yönetimde karar alma, mahkemeler önünde düzgün yargılanma hakkı, basın özgürlüğü, barışçı toplanma hakkı gibi hakların hem yasada hem uygulamada verilmesi gerekir.

• Tüm bu bahsettiklerimizin var olduğunu düşündüğümüz bir toplumda eğer siyasal katılma, toplumu yöneten kesimin ideolojik duruşu gereği bir tür haddini bilmemek meselesi ise teoride var olan katılımcılık uygulamada karşımıza çıkmaz.

• Son koşul ise asgari bir iletişim düzeyinin varlığıdır. Yönetimden habersiz yurttaşların yönetime katılması beklenemez. “Uzmanlık ister” savunması altında karşımıza çıkarılan pek çok konunun arkasında açıklamalardaki yetersizlik yatmaktadır.14

SONUÇ

 Demokrasi kavramı ile ilgili bu kadar farklı yorum ve tanım varken; demokrasi her kesime, her iktidara göre de farklı yorumlandığı için bir çıkış bulmak zor olsa gerek. Özellikle ülkemiz siyasetinde de bu kadar fazla dile getirilip, herkes tarafından değişik şekillerde ifade edilen bu kavram toplumlar tarafından daha yüzyıllar boyunca hep duyulacak, belki de farklı yorumlamalara hep maruz kalacaktır.

 

 

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Körfez Manşet Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız