Gündem

Bilim, Doğu Ve İslami Kültür

Bilim deyince herkesin aklına batılılaşma, “batı ileride bu yüzden bilimde de batı öndedir” gibi düşünceler gelir.

7 Temmuz 2017 Saat: 17:29
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu haber 385 kez okunmuştur

Bilim, Doğu Ve İslami Kültür
Bilim, Doğu Ve İslami Kültür

Bilim diyince herkesin aklına batılılaşma, “batı ileride bu yüzden bilimde de batı öndedir” gibi düşünceler gelir. Doğu ise bu konuda geri olarak anılır. Hâlbuki Doğu kültürünü incelediğimiz ve aydınlarının verdiği eserlere göz attığımızda bunun böyle olmadığını görüyoruz.

 

Emperyalizm ve onunla birlikte ortaya çıkan küreselleşme bilimin sadece Batı’ya ait olduğunu dayatırken; Asya ve Doğu kültürünü dikkate almamaktadır.  Tarihi hareket sürecinde ele almaz sanki birden bire her şey Batı’da ortaya çıktı gibi hareket eder. Bilim maddenin hareketinin ve toplumsal süreçlerin bir sistem içerisinde açıklanmasıdır. Bilimin konusu, doğadır ve doğanın olan insan toplumudur. Bilimin öznesi ise, insandır. Bilimi, bilim adamı, üretir. Bilgiyi sistemleştiren, bilim haline getiren onlardır. Ancak bilimin yapılması işi, toplumsal pratik içinde olur. Bilim adamı, toplumu inceleyerek bilgiyi toplar ve bilim haline getirir.

        

         Bilim , Sumer’de, Babil’de, Mısır’da, Hint bölgesinde, Çin’de, Orta Asya’da, İç ve Batı Anadolu’da karşılıklı etkileşimler ile büyüyen bir şeydir. Atlantik uygarlığının, insanlığın beş bin yıllık uygarlık tarihinde öne geçmesi son beş yüz yılın olgusudur. Ekonomik olarak Batı’nın Doğu’yu geride bırakmasının tarihi ise 200 yılı bile bulmadı.1 Ama Doğu’nun yaptığı çalışmalar bizlerden gizlendi, yıllarca Batı’da Doğunun kitapları okutulmuştu.

        

         İslam 7.yüzyılda doğarken, Yunan ve Latin kültürü çöküyordu. Atina ve Roma’nın kültür geleneğini devam ettirmekle yükümlü olan Bizans ise bu emanetlere sahip çıkamadı aynı zamanda çok sayıda bilimsel eseri yıktı. Dönemin en büyük kütüphanesi yıkılmıştır.

 

         İslami kültürün en göz kamaştıran dönemi Bağdat’ta ki Abbasi (750-1258) dönemiyle, İspanya’daki Emevi (755-1492) dönemine denk gelir. Bunu Gustave Le Bon şöyle ifade eder:

“Henüz Avrupa koyu bir karanlık içindeyken islamın iki hanedanlığının merkezleri olan Bağdat ve Korodba, gerçekten birer kültür merkezleriydi ve ışıklarıyla dünyayı aydınlatıyordu”2

Jacues C. Riesler ise şu saptamada bulunuyor:

 

         “Tam beş yüzyıl boyunca dünyaya İslamın gücü, bilgisi ve üstün kültürü hükmetti. İslam, Antik Yunan’ın bir hazine gibi değerli olan bilimsel ve felsefi mirasını daha da geliştirerek, Batı Avrupa’ya devretti. Bu sayede İslam, Ortaçağ’ın ufkunu genişleterek, Avrupa’nın düşünce dünyasını ve yaşamını derinlemesine etkiledi.3

 

         Gökbilim ve matematik, Arap bilim adamlarının dikkatlerini yönelttikleri iki bilim dalıydı. Bağdat’ta ki gözlemevi okulu, Abbasi Hanedanlığına mensup ve aynı zamanda kendisi de iyi bir gökbilimci olan   El-Mansur (754-755) döneminin ürünüydü. A. Von Humbold, ise “Arapların, Fizik biliminin gerçek kurucuları olarak kabul edilmeleri gerektiğini” belirtiyor. Ne yazık ki Arapların fizikle ilgili yazdıkları eserler kayboldu. Bazı eserlerin ise yalnızca başlıkları biliniyor. İbn Heysem ( Alyheyzen)’in (965-1039) optik üzerine yaptığı araştırmalar, büyük bilimsel yenilikti. Charlese göre bu eser, modern optiğin başlangıcıydı.”4  Matematikte ise Harezmi’nin yaptığı çalışmalar matematiğin gelişimine çok önemli katkılar yaptığı biliniyor.

 

Doğa bilimlerinde Araplar, önceleri Yunan bilim adamlarını yorumlamakla yetinselerde sonra doğayı incelemeye başladılar. Böylece Dioskurides’in bitkiler kitabına 2000 farklı çeşit daha eklemeyi başardılar.

 

Tıp dalının üzerinde ayrıca durulmak gerekiyor. Hicret’ten yüz yıl sonra tıp eğitimi, normal eğitimin vazgeçilmez unsuru olmuştu. Bu nedenle Müslümanlar arasında çok sayıda hekim yetişmiştir. Birkaç yüzyıl boyunca Raze’nin, İbni Sina’nın, Ebul Kasis’in ve İbn Zöhre’nin kitapları, Avrupa üniversitelerinde verilen tıp eğitiminin temel eserleriydi. Solermo’nun ve özellikle Mantepelileri’in tıp fakültesi dünyaca ünlü hale gelmişti.

 

         İslami düşüncenin felsefe dünyasında ki gelişimiyle ilgili birçok eserler var. Bununla ilgili bazı alıntılar yaparak geçeceğim. Reisler şöyle diyor:

“İslamın, eski Semitik kültürün önemli katkısı olan tek tanrılığı, İndo-Cermen kültürünün esasını oluşturan Yunan felsefesiyle birleştirmiş olduğu gerçeği artık kesinlikle kanıtlanmıştır.” 4

 

         Yahudilerinde aynı şekilde gelişmeleri, Müslüman kültürle beraber olduğu herkes tarafından kabul edilir. Ernest Renan, “Yahudilerin ortaçağdaki kültürü, Müslüman kültürün yansımasından başka bir şey değildir, çünkü Yahudi kültürün birçok unsuru Hıristiyan kültürden çok Müslüman kültüre yakındır” demiştir.5

 

İbni Haldun

 

                   İslam kültürü denince akla gelen ilk kişilerden biri olan İbni Haldun’un üzerinde durmak gerek. Toplumların gelişimini incelemiş ve araştırmalar yapmıştır. Mukadeddime adında bir eser yayınlamıştır. Bu eserle birlikte tarih felsefesinin hatta sosyolojinin kurucusu olarak görülür. Sıcak iklim insanlarının deri renklerinin güneş yüzünden siyah, kuzey ülkelerinin ise soğuk yüzünden beyaz olduğunu daha 14-15.yüzyılda söylemiştir. Tarih anlamı üzerinde genel görüşler ilk kez bu eserde ifade edilmektedir. Yazar bu eserinde Kuran öğretisi, matematik, müzik ve müzik aletleri, tarım ve diğer başka zanaat dalları üzerinde de durmuştur. Ona göre Devletlerde tıpkı insanlar gibi doğar, gelişir, ve ölürler.Buna benzer tahlilleri yaşadığı dönemlerde yapmıştır.

 

 Batıyı Aydınlatan Doğu Güneşi

 

         Alman Yazar Sigrid Hunke’nin Batıyı Aydınlatan Doğu Güneşi adlı kitabından bazı alıntıları iyi analiz etmek gerekir.

“Gerek Harun Reşit, gerekse El- Memun, Bizans’a karşı kazandıkları savaşların ardından tazminat olarak ellerinde bulunan Yunan elyazmalarını istemişlerdi.”

“9 ve 13.yüzyıllar arasında İslam ülkerinde sahip olunan kitap sayısı, bir insanın toplumsal statüsünü belirlemede son derece önemli idi.”

“Bir gezgin 891 yılında Bağdat’ta 100den fazla kamuya açık kütüphane sayar.”

“Maraga’da Nasıreddin et- Tusi 400 bin ciltlik bir kütüphane oluşturur.”

“Kahire’de Halife el Aziz’ın kütüphanesinde 6500’ü matematik, 18 bini felsefe olmak üzere 1 milyon 600 bin cilt kitap vardır. (Fatımi Kütüphanesi). Ama bu durum Halige El Aziz’ın oğlunu, iktidara geldikten sonra bu kütüphanenin yanına 18 salonlu yeni bir kütüphane yapmaktan alıkoyamaz.”

“ibni Sina, yalnızca yaranın iltihaplanması için uğraşmaktan kaçınmakla kalmadı, bunun yanı sıra, her türlü gereksiz mekanik ya da kimyasal tahrikten de kaçındı. Sıcak sert şarapla kompres yaparak yarayı iyileştirdi. Bunun sterilize edici etkisi ancak Fransız Profosör Bordo’lu Masquelier tarafından 1959 yılında yeniden bulunacak ve penisiline eş değerde olduğu kabul edilecekti”

“İslam ilk hastaneler daha 8.yüzyılda açıldı. Batıda ise ilk hastaneler Haçlı Seferlerinden sonra 12.yüzyılın sonlarında açıldı. Oysa 10.yüzyılın ortalarında sadece Kurtuba’da 50 hastane vardı”

“İster zengin ister yoksul olsun bütün hastalara ücretsiz bakılıyordu. Tıbbi tedavisi için hasta bir dirhem bile harcamıyordu. Yatak, yiyecek, bakım ve ilaçlar bedavaydı. Ayrıca taburcu edilirken de hasta, elbise ve bir aylık yiyecek parası alıyordu.”

 

“Kitapçılık aynen Eczacılık gibi Arapların icadıdır.”

 

“İbni Sina verem hastalığının bulaşıcı bir hastalık olduğunu tespit etti. Güneş ışınlarının veremli hastalar için tehlikeli olduğunu da ilk kez tespit eden İbni Sina’dır”

 

“İlk kamusal eczaneler 8.yüzyılda halife Mansur tarafından açıldı. Eczacılık ve hekimlik birbirinden ayrıldı.”

 

Sonuç

Sadece Araplar değil Selçuklular’ın, Orta Asya kavimlerinin, İran’ın, Hint-Moğollar’ın bu kültüre yaptıkları katkı inkar edilemez. 16.yüzyılda ise Osmanlı Devleti Kanuni Sultan Süleyman döneminde büyük bir kültür atılımı yapmıştır. Doğa bilimleri, hukuk, birçok edebi eserin Türkçe, farsça, Arapça’ya çevrilmesi onun dönemindedir. İstanbul, Edirne, Bursa’da inşa edilen yapılar unutulmamalıdır.

         Görüldüğü üzere Doğu kültürü’nün Batı’yı aydınlatmada aslında öncü olduğunu görüyoruz. Tarih bir süreçler içerisinde ilerler ve devamlı hareket halindedir. Nasıl devrimler Avrupa’da beklenirken Kapitalizm, emperyalizm çağına gelmesiyle Doğu’ya kaymışsa, Doğu’nun aydınlanması Batı’ya doğru gelmiştir. Bizlere düşen tarihin bir süreçler zinciri olduğunu unutmadan hareket etmek ve bilimsel gerçeklerden kopmamaktır. Emperyalizm ve Batı nasıl ki 20.yüzyılda kendi programını bizlere dayatıyorsa, bizleri özellikle ezilen milletlerin tarihini ve kültür birikimini unutturmak için elinden geleni yapmaktadır.

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Körfez Manşet Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız