Gündem

Zaferimiz

30 Ağustos, 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesiyle başlayan ve İzmir’in işgali ile devam eden düşman işgalinden, Türk yurdunu ve milletini kurtaran zaferdir.

30 Ağustos 2017 Saat: 17:46
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu haber 859 kez okunmuştur

Zaferimiz
Zaferimiz

30 Ağustos, 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesiyle başlayan ve İzmir’in işgali ile devam eden düşman işgalinden, Türk yurdunu ve milletini kurtaran zaferdir.

26-30 Ağustos arasında Kurtuluş Savaşımızın son evresi olarak başlayıp Atatürk’ün komutanlığında büyük bir zaferle sonuçlandırılan bu savaş, bir ulusun “biz daha ölmedik” demesinin son halkasıdır. Kurtuluş Savaşımızın en önemli özelliği emperyalistler tarafından işgal edilen yurdun “Tam Bağımsızlık” ilkesi ve “Kuvayı Milliye Ruhu” ile savunulmasıdır. 1922 yılında gerçekleşen bu zafer artık bağımsızlığımızı kazandığımızın, emperyalist devletlere diz çöktürdüğümüzün, yeni devleti kurduğumuz gündür. Artık Anadolu tamamen Türk yurdudur. Bu zaferle aynı zamanda sevr param parça edilmiştir.

Atatürk nutukta bu zaferi şöyle tanımlamıştır:

"Her safhasıyla düşünülmüş, ihzar, idare ve zaferle intaç edilmiş olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk zabitan ve kumanda heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin lâyemut abidesidir..."

TBMM’yi bilgilendirmek için 4 Eylül 1922 tarihinde yaptığı konuşmada şöyle demiştir:

"Milletin mukadderatını doğrudan doğruya deruhte ederek yeis yerine ümit, perişanlık yerine intizam, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran Meclisimizin, civanmert ve kahraman ordularının başında bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim. Kalbim bu meserretle dolu olarak pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve istiklâl fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum"

26 Ağustos'dan itibaren beş gün beş gece devam eden Afyon-Karahisar ve Dumlupınar Meydan 5 Muharebesinin sonunda düşmanın yenilmiştir. Savaş sırasında "topçularımızın, piyadelerimizin, süvarilerimizin, makineli tüfeklerimizin, tayyarecilerimizin ve her sınıf askerlerimizin gösterdikleri gayret ve kahramanlık her türlü takdiratın fevkindedir. Ve bahusus askerlerimizin yunan ordusunun kalb ve vicdanına verdiği dehşet haiz-i ehemmiyettir. O havf-ü haşyet ve dehşet buradaki mahvü müzmahil olan kıtaattan başka bütün Yunan ordusuna sirayet etmiş bulunuyordu. Müteakip hareket bunun şahid-i katîsi olmuştur. Bu muharebenin neticesi Yunanların ve Rumların kalbini sındırmıştır. Binaenaleyh; bu muharebeye Rum Sındığı Meydan Muharebesi demek çok muvafık olur. Bu suretle Afyon-Karahisar’dan İzmir’e kadar dört yüz küsur kilometrelik mesafe, müteaddit meydan muharebeleri de dâhil olduğu halde ordularımız tarafından on beş günde katedilmiş ve milli ordunun bu müstesna kudret ve hareketi bilhassa şayan-ı tezkâr bulunmuştur" (Aynı konuşma).

"Arkadaşlar! Sözlerime hitam vermeden evvel kemali iftiharla şunu arzedeyim: Bu hareketi yapan bir ordunun babalarından ve analarından ibaret olan milletimiz bütün cihana karşı en yüksek mevki-i hürmeti ve mevkii izzeti kazanmıştır. Milletimiz bîperva iftihar edebilir. Bu en kuvvetli şeraitle hakkıdır ve böyle bir milletin âciz bir ferdi olmakla en büyük saadeti hissediyorum. Bu muharebe meydanlarında, emsalsiz kahramanlıklar ve şehamet göstermiş olan zâbitlerimizin, neferlerimizin ve kumandanlarımızın her biri ayrı, ayrı bir menkıbe, bir destan teşkil eden harekâtını kemali tebcille ve hürmetle ve takdirle yâdediyorum. Ve bu şehamet meydanlarında rahmeti rahmana kavuşan şühedamızın muazzez ervahına hep beraber fâtihalar ithaf edelim. Arkadaşlar! En son sözüm budur. fiehamet meydanında ölenlerin analarına babalarına taziyeler değil, fakat tebrikâtımızı îsal edelim" (Aynı konuşma).

 

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar. O, saati sordu. Paşalar: "Üç" dediler, Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun basına kadar, eğildi, durdu. Bıraksalar İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.

            Nazım Hikmet Ran

 

YORUMLAR Üye Girişi

 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere 3 yorum yapılmıştır
Bozkurt 03.09.2017 12:24
Yazmaya devam Yavuz Bey. Zevkle okuyoruz. Nerede yeni yazınız.
kayhan şenol 02.09.2017 13:22
Entelektüel birikiminizi yazılarınıza yansıtmaya devam edin. Aydınlatıcı yazılar ve analizler yapıyorsunuz.
Berk 30.08.2017 18:32
Çok güzel, yazılarınızda bu şekilde önemli dipnotlar paylaşmaya devam edin. Daha sık yazmanızı bekliyoruz.
 

Körfez Manşet Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız